7 Ekim 2015 Çarşamba

Her Gün (Every Day #1) - David Levithan | YORUM



| tanıtım |

Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık.

Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu hayat. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de. Hep böyle olageldi.
 
~~~

Merhabaaa! Yine ben ve bir kitap yorumu...

Okul o kadar yoğun geçiyor ki değil kitap okumaya hiçbir şeye vakit bulamıyorum. Böyle olunca da güzelim kitaplara yazık etmiş oluyorum. :'( Daha fazla uzatmadan yoruma geçsem iyi olacak yoksa sayfalarca sorunlarımdan bahsetmeye başlayabilirim. :D

| yorum |

Her Gün...
Her gün farklı bir beden, farklı bir hayat, farklı insanlar...
Ve yanında götürebildiğin hiçbir şey yok. Ne bir fotoğraf ne bir hediye... Somut olan hiçbir şeyi yanında götüremezsin. Anıları da bir süre sonra unutmak zorundasın.

Karakterimiz A'nın bir cinsiyeti yok. Her gün farklı bir bedende uyanıyor ve asla bir insanın bedeninde ikinci kez uyanmıyor. Bir gün bir çocuğun bedeninde uyanıyor ve sevgilisi R'ye aşık oluyor. Kendisi ile ilgili gerçeklerden bahsettiği ilk kişi R. Bu da onun ne kadar özel olduğunu gösteriyor. Ve olaylar gelişmeye başlıyor. Kısaca konumuz bu. Farklı, alışılmadık...

Çoğu kişi kitaba bayılmış. Kitabı çıktığı ilk günden beri okumak istiyorum ve ancak vakit bulabilmiş olmam da kitapla ilgili beklentilerimin fazlasıyla artmasına neden oldu. Hayal kırıklığı yaşadığımı söylemek çok da yanlış olmaz. Bu düşünceye sahip olmamın sebebi biraz da serinin ilk kitabı olmasından dolayı olabilir.

A bence harika bir karakter. O konuyla ilgili hiçbir sorunum yok. Paketin güzelliğinin değil de içindekinin önemli olduğunun güzel bir kanıtı. Her gün farklı bir bedende yine de kendisi olmayı da çok iyi başarıyor. Bir günlüğüne de olsa uyandığı bedene saygısı var, yapacağı şeylerin ne tür sonuçlar doğurabileceğini düşünüp ona göre hareket ediyor. A'nın yaşadığı hayatı yaşamak istemezdim. Belki bir yere kadar eğlenceli gelebilir ama ya sonrası, bir sonu olup olmadığı bile belirsiz.
Onunla ilgili diyecek daha fazla bir şeyim yok. Çünkü o hem var hem de yok. Bu da onun hakkında olan düşüncelerimi kısıtlıyor.


R -adının tamamını hatırlamıyorum- için şirin, akıllı, harika bir kız demek gelmiyor içimden. Olayları olgunlukla karşıladı ve A'ya yardımcı olmaya çalıştı. Ama yine de bunlar onu sevmem için yeterli değil.

Yorum yaparken bir yandan da kitabı kafamda tartıyorum ve etkilenip etkilenmediğim konusunda kesin bir karara varmaya çalışıyorum. Altı çizilecek bir çok cümle vardı gerçekten ama bunlar etkilenmem için yeterli mi bilmiyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve belki de gerçekten serinin ilk kitabı olduğu için bu düşüncelere sahibim.

Kitabın sonu hakkında söylenecek bir şey yok. Devamını büyük bir merakla bekliyorum ve daha iyi olacağını umuyorum. Bir hayal kırıklığını daha kaldıramam sanırım.
Son olarak 5 puan verirsem fazla gelir diye düşünüyorum. 3 ise bir hakaret olur kitaba. Sanırım 4 en uygunu. Kısa ve öz bir yorum oldu bence. Yeterli diye düşünüyorum, umarım öyledir. ^^

| alıntı |



 "Nezaket, kim olduğunuzla ilişkilidir, kibarlık ise nasıl görünmek istediğinizle."

"İnsanlar, aşkın sürekli var olacağını sanırlar, tıpkı bedenlerinin sürekli var olacağını sandıkları gibi. Aşkla ilgili en güzel şeyin, şimdiki zamandaki varlığı olduğunu fark etmezler. Bir kere buna sahip olduysanız, hayatınıza fazladan değer katar. Fakat varlığını sürekli hissetmiyorsanız, elinizde sizi destekleyecek sadece temeli kalır."

"Birine aşık olmak, onun nasıl hissettiğini daha iyi anlayacağınız anlamına gelmiyor. Sadece nasıl hissettiğinizi bildiğiniz anlamına geliyor."

"Uğruna yaşanılan bir şey olduğunda düşülen tuzak budur işte: Diğer her şey ruhsuz gelir."

"Hayatta kalmanın tek yolu, bazı sorulardan vazgeçmektir."

"Aşkın her şeye galip gelmesini istedim. Fakat aşk hiçbir şeye galip gelmiyordu. Kendi başına hiçbir şey yapamıyordu.
Onun adına galip gelelim diye bize güveniyordu."

"Karmakarışık olan, geçmiş ve gelecektir. Basit olansa şimdiki andır."

4/5
 

4 Ekim 2015 Pazar

Bıçak Sırtı (Mara Dyer #2) - Michelle Hodkin | YORUM

 
Mara Dyer bir zamanlar geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu.
Ama kaçamayacaktı.
Sorunları kendi kafasında yarattığını düşünüyordu.
Ama yanılıyordu.
Yaşadığı onca şeyden sonra, sevdiği çocuğun artık sır saklayamayacağına inanıyordu.
Ama aldanıyordu.
Gerçekler ortaya çıkmaya ve seçimler ölümcül sonuçlar doğurmaya başladığında Mara bu karmaşadan aklını yitirmeden çıkmayı başarabilecek mi?
 
***
 
Merhaba! Mara Dyer serisinin ikinci kitabı olan Bıçak Sırtı yorumum ile yine buradayım.
 
Kitabı birkaç dakika önce bitirdim. İnanın ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Feci şekilde etkilendiğimi söylemekle başlayabilirim. Yazar nasıl bir dünya kurgulamış, bunları yazarken hangi ruh hali içerisindeymiş gerçekten merak ediyorum.
 
Bıçak Sırtı'nı okumaya başladığımda ilk kitaptaki bazı ayrıntıları hatırlamadığımı fark ettim ama yanımda olmadığı için birkaç detaylı yorum okuyarak açıklarımı kapatmaya çalıştım. Ve kitap Eksik Parça'dan çok çok daha iyiydi. O kadar etkilenmiş ve üçüncü kitap için merak doluyum ki yoruma ne yazacağımı bile bilmiyorum. Zaten ikinci kitap olduğu için ne yazsam spoiler olacak.
 
Olaylar müthişti bence. Kendimi yazarın bu seriyi nasıl kurguladığını düşünmekten alamıyorum. Ve kitabın çevirmeni Dilan Toplu'nun blogunda kitapla ilgili çok ilginç şeyler okudum ve onlar da ayrıca dehşete düşmeme sebep oldu. Gerçek bir kişiden esinlenerek ortaya çıkan bu kurguyu okumak olayı daha bir etkileyici hale getiriyor. Ve bolca ürkmesine sebep oluyor.
 
Mara'nın geçmişi ve yaşadığı hayat kimsenin kaldırabileceği türden bir durum değil. Gerçekten böyle durumlarla başa çıkmak zorunda kalan insanların olduğunu bilmek üzücü. Keşke herkes sağlıklı bir yaşam sürse diyor insan ama dünyanın da bir dengesi olduğunu unutmamak gerek.
Bu kitapta Noah için olan endişeleri, ailesine bazı şeyleri belli etmemek için harcadığı çaba ve neler olduğunu bilememek arasında boşluğa düşmüş bir Mara okuduk. Bence Mara olabildiği kadar güçlü bir karakter ve ben onu seviyorum.
 
Noah yine sevdiğim başka bir karakter. Aslında ben bu serideki tüm karakterleri seviyorum. Bana göre bir karaktere ne kadar sinir olup nefret ederseniz ya da yaşadıklarını onunla birlikte ne kadar içten hissederseniz o karakter o kadar mükemmel kaleme alınmış bir karakter demektir. Ayrıca bir sonraki sayfada neler olacağını tahmin edemediğimiz bir kurgu ve karakteri her zaman bir tık önde olmuştur benim için. Sanırım bu seriyi sevmemin bir nedeni de o.
 
Serinin kapaklarına da ayrıca bayıldığımı belirtmek isterim. Kitabın içeriği kadar görsellik de çok önemli ve bu seri bu ikisini de çok iyi ifade etmiş bence.
 
Artık kitabın en can alıcı noktası yani sonuna geçiş yapabilirim. Biri bana hemen üçüncü kitabı fırlatsın demekten başka bir şey diyemiyorum şu an. 5 puanı fazlasıyla hak eden bir kitap oldu benim için. Olaylar bu sondan sonra üçüncü kitapta nasıl devam edecek, serinin finali nasıl olur diye kafa patlatmaya başladım bile. Umarım Pegasus bizi fazla bekletmez.
 
Eveeeet... Benden bu kadar. Spoiler içermeyen bir yorum olması için epey çaba harcadım. Çok iyi olmadığını düşünüyorum ama ayrıntılara dalmadan ancak bu kadar yapabildim. Yorumlarımı okuyan birileri varsa oralarda bir yerde umarım keyif alıyorsunuzdur. Kendinize iyi bakın.
 
 
"İnsanlar hakkında hep en kötüyü düşünürsen en kötüyü görürsün."
 
"Bazen en gizli sırlarını yalnızca yabancılara söyleyebilirsin."
 
"Sayfalar çok okunmaktan eskimiş, göz atıyorum. Birini sevdiği kelimelerden tanımak mümkün müdür diye merak ediyorum."
 
"Seninleyim çünkü başka bir şans istemiyorum. Bin kere dünyaya gelsem hepsinde senin olmayı seçerdim."
 
"Oysa mutlulukla ilgili unutmamanız gereken tek şey, asla sonsuza dek sürmediğiydi."
 
5/5

1 Ekim 2015 Perşembe

Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the Frech Kiss #2) - Stephanie Perkins | YORUM

 
Lola ve Komşu Çocuk, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin zevkle kucak açacağı bir kendini bulma hikâyesi.

Geçmişinde kalan çocuk, gelecekteki aşkı olabilir mi? Henüz kendini geliştirme aşamasındaki tasarımcı Lola Nolan modaya inanmıyordu... O, kostümlere inanıyordu. Kıyafet ne kadar parıltılı, eğlenceli ve farklı, yani etkileyiciyse o kadar iyiydi. Ve Lola'nın hayatı, özellikle de seksi rockçı erkek arkadaşı varken mükemmele gayet yakındı. Ta ki Bell ikizleri olarak da bilinen Calliope ve Cricket mahalleye tekrar taşınıp Lola'nın derinlere gömdüğünü düşündüğü acı verici geçmişini günyüzüne çıkarana kadar.
 
***

Merhaba!

Okullar açıldı ve bu benim üniversitedeki ilk yılım. Şehre, okula ve yurduma alışmak için çok büyük bir çaba sarf ediyorum. Aşırı derecede yorgunum ve kitap okumak hiçbir şekilde içimden gelmiyor. Lola fazlasıyla merak ettiğim bir kitaptı ama bu süreçte ona yazık ettim diye düşünüyorum. 320 sayfalık kitabı bir asırda okudum neredeyse. Aklımda kalanlarla yorum yapmaya çalışacağım.

 
Konuya hemen kitabımızın şirin mi şirin kapağıyla giriş yapmak istiyorum. Görüp de aşık olmayan biri yoktur herhalde. Turuncu sever biri olarak ben kapağa bayıldım. Üzerindeki ayrıntılar oldukça ilgimi çekti. Zaten gittiğim her yere götürüp okumadığım için çantamın ayrılmaz bir parçası oldu resmen kitap.
 
"Ben modaya inanmıyorum. Kostümlere inanıyorum. Hayat her gün aynı insan olmak için fazla kısa."

Lola feci derecede garip bir kız bana göre. Özellikle moda anlayışı ve hayal gücü... Zaten yazarın anlatımı o kadar iyiydi ki ayrıntıların içine gömülüp oradan çıkmak istemedim.
Ebeveynleri Nathan ve Andy. Evet, ikisi de erkek. Oturup uzun uzun onları anlatmak istemiyorum.
Ve rockçı (bu nasıl bir tabir böyle) sevgilisi Max. Kendisini hiç sevemedim. Ondan bu kadar bahsetmek yetti bana.
 
"Gülüyorum. Bazen o söz konusu olduğunda tek seçenek bu oluyor."
 
Gelelim Lola'nın sevdiğim ve nefret ettiğim özelliklerine... Bir kere kıyafet ve aksesuar konusundaki hayal gücüne bayıldım. Üstteki alıntıda gördüğünüz gibi Lola bir kere giydiği kıyafeti bir daha giymiyor. Genel olarak şirin bir kız diyemeyeceğim. Sevdim mi onu da tam anlayabilmiş değilim. Aslında bazı davranışlarından dolayı ona ısınamadım. Ne istediğini bilmeyen karakterlerden pek hoşlanmam. Bu yüzden onun hakkında sevdiğim tek şey moda anlayışı oldu sanırım.
 
"Eğer ben yıldızlarsam Cricket Bell koskoca galaksiler eder."
 
Ve Cricket Bell... Tam adı Cricket Graham Bell ve evet telefonu bulan ajusshi onun büyük büyük dedesi olur. Yanlış hatırlamıyorsam boyu tam olarak 1.95 cm. Lola gibi ilginç bir giyim tarzına sahip. Harika bir mucit ve geleceğin makine mühendisi. Berkeley de ilk kitaptan tanıdığımız güzel saçlı St. Clair ile aynı yurtta kalıyor. Benim fikrime göre berbat bir ailesi var.
 
İkizi Calliope Bell tam bir cadı ve buz pateni yapıyor. Ailede onunki bir yetenek olarak görülürken Cricket sürekli geride kalan çocuk olmaya mahkum edilmiş. Hayatı Calliope'nin programları üzerine kurulu. Aslında Calliope'a cadı demem biraz haksızlık oldu çünkü benim ikizim olsa bende paylaşmazdım. Bir yerde ona da hak vermek lazım. Yine de birinin dünyanın onun etrafında dönmediğini kendisine söylemesi gerekiyordu.
 
Cricket genel olarak bayıldığım bir karakter ve büyük ihtimal hep de öyle kalacak. Artık bad boy good girl tarzı hikayelerin sayısı o kadar arttı ki cidden Cricket gibi bir karakter okumaya ihtiyacımız vardı. Eline unutmaması gereken şeyleri kalemle yazması bence çok hoştu. Ayrıca oldukça da düşünceli. Sevdim ben bu çocuğu yahu. Farklılığı sağ olsun favori karakterlerim arasına girmeyi başardı.

"Hayat ne elde ettiğin değil, elde ettiğinle ne YAPTIĞINDIR."
 
Kapaktaki ayrıntıları sevdiğimden yukarıda bahsetmiştim. Bütün hepsini anlamıştım ama kiraza bir anlam verememiştim. Çok hoş bir anlamı varmış oysaki ne kadar doğru bilmiyorum ama. Lola'nın biyolojik annesi sayesinde bu merakımı da gidermiş oldum.
 
"Nefret ettiğimiz şeylerden bahsetmek kolay ama bazen bir şeyi tam olarak niye sevdiğimizi açıklamak zor oluyor." 
 
Ah... Bahsetmek istediğim bir konu daha var. Ben aslında Anna'yı okumadan direk Lola'yı okumak istemiştim ama şimdi Anna'nın hikayesini daha önce okumuş olduğum için gayet memnunum. Anna ve Lola ikisi de aynı yerde yani sinemada çalışıyorlar. St. Clair de Anna'nın dibinden ayrılmadığı için onların olduğu epeyce bölüm vardı kitapta. İlk kitabı sevdiğim için onların burada da karşıma çıkması beni mutlu etti.
 
"Bazen hata bir olay değil, bir kişidir."
 
Her şeyden bahsettiğime göre artık kitabımızın sonuna geçiş yapabiliriz. Mutlu sonlardan gerçekten hoşlanmıyorum. Kitabı büyük bir hevesle okusam bile sonu bende tamamen hayal kırıklığı oluyor. Sadece bu kitap için söylemiyorum, genelde her kitapta aynı sorunları yaşıyorum. Yine de Lola ve Komşu Çocuk'un sonunun da bundan farklı olması beklenemezdi sanırım. Mutlu son takıntısı benimle alakalı bir sorun ki bu yüzden Lola'yı asla beğenmemezlik edemem. Her şey fazlasıyla güzeldi.

4/5

28 Eylül 2015 Pazartesi

Çirkin Aşk - Colleen Hoover | YORUM



Tanıtım
Tate Collins havayolu pilotu Miles Archer'la tanıştığında, bunun ilk görüşte aşk olduğunu düşünmez. Birbirlerini arkadaş olarak görecek kadar bile iletişim kurmazlar. Tate ve Miles'ın tek ortak noktası birbirlerine karşı inkâr edilemez bir çekim hissetmeleridir. Tutkularını açıkça ortaya koyduklarında, kusursuz bir planları olduğunu anlarlar. Genç adam aşk peşinde değildir, genç kadının ise aşka ayıracak vakti yoktur, geriye sadece seks kalır. Tate, Miles'ın ona sunduğu iki kurala uyduğu sürece anlaşmaları şaşırtıcı bir şekilde sorunsuz olacaktır.

Asla geçmişim hakkında soru sorma. Bir gelecek bekleme. İdare edebileceklerini düşünürler, ama çok geçmeden bunun hiç de kolay olmadığını anlarlar.

Kalplere sızılıyor.
Sözler bozuluyor.
Kurallar çiğneniyor.
Aşk çirkinleşiyor.

***
Merhaba! Yine bir kitap yorumuyla buradayım.

Colleen Hoover'ın daha önce sadece Umutsuz kitabını okumuştum. Zaten ülkemizde bir de Çarpılma çıktı. Ve kısa bir süre önce Çirkin Aşk dilimize tercüme edildi. Film çıkmadan okumak lazım dedim ve bitti bile. :)

Kitabımızın arka kapak yazısı gayet açık. Tate bir hemşire ve hem okuyup hem çalışmak için bir süre pilot olan abisi Corbin'in yayına taşınıyor. Miles ise Corbin'in pilot arkadaşı ve karşı dairesinde oturuyor.

Burada kısacık da olsa Umutsuz'dan da bahsetmek istiyorum. Yorumumu yaparken bolca isminin geçeceğinden eminim. İster istemez karşılaştırıyor insan.
Umutsuz'da beni etkileyen tek şey Sky'ın geçmişi olmuştu. Tam bu normal bir YA derken kitap birden U dönüşü yaparak farklı bir yere gitmeye başlamıştı. Hope-less hiç bu kadar anlamlı bir kelime olmamıştı benim için. İnsan durup düşününce tek bir insanın 3 farklı kadının hayatını nasıl da yerle bir etmiş olduğunu idrak edemiyor. Nasıl olur diyorsunuz, bir insan nasıl böyle biri haline gelebilir, hangi düşünce ona bu yaptığının doğru olduğunu kabul ettirebilir. Evet, bu bir kitaptı ama karşılaşmadığımız ne insanlar var. Gerçekten fazlasıyla üzücü.

Şimdi gelelim karakterlerimize...
Açıkçası kitabı bitireli dolu dolu bir gün olmasına rağmen hala karakterleri sevip sevmediğimi anlayabilmiş değilim.

"Birinden hoşlanmaya başlayan biri için durum böyleydi. Hiçbir yerdeydi, sonra birden her yerdeydi, istesem de istemesem de."

Tate, inanmak istemediğim bir karakter oldu. Onun ağzından yazılan kısımları okurken keyif alamadım. Çok basit, yalın geldi. Aşk gerçekten insana böyle şeyler yaptırmamalı diye düşünüyorum. Sonucunda belki istediği şeye ulaşmış olabilir ama çektiği acılar... Bilmiyorum, bu asla kabul edemeyeceğim bir konu.

Miles... Ben sanırım sadece 18 yaşındaki Miles'ı sevdim. Onun geçmişini sevdim. Yani Çirkin Aşk'ta da Umutsuz'da olduğu gibi beni etkileyen şey geçmiş oldu. 6 yıl önceki Miles olmasa bu kitabı birazcık bile sevemezdim sanırım. Yaşadığı olay her insanın kaldıracağı türden bir olay değil. Katlanması çok zor acılar vardır ve siz onları bir daha yaşamamak için güzel olan her şeyden fedakarlık edebilirsiniz. Miles'ın yaptığı da böyle bir şeydi bence.

Tate'in abisi Corbin klasik korumacı bir abiydi. Onun hakkında söyleyebileceğim pek bir şey yok.
Kitapta Miles'ın geçmişini bilen iki kişi vardı. Biri eski arkadaşı ve şu anda pilot olan Ian. İsminin az geçmesine rağmen kendini sevdiren türden bir karakterdi. Diğeri ise yaşlı Kap amca. Niye amca dedim bilmiyorum, içimden geldi sanırım. Hemen ondan bir alıntı gelsin o zaman. ^^

"Geçmişle yüzleşmenin seni korkuttuğunu biliyorum. Bu herkesi korkutur. Ama bazen bunu kendimiz için yapmayız. Kendimizden daha çok sevdiğimiz insanlar için yaparız."

Bu kitaptaki bütün mesele çirkin ve güzel aşk... Güzel olan kısmı daima mutlu olduğun, acı çekmediğin hali. Çirkin olan kısmı ise acılarla, yüzleşmen gereken gerçeklerle dolu. Çirkin aşk ile yüzleşen biri, güzel aşkı yaşamak için tekrar aynı riskleri göze alamaz. Miles yaşadığı olaylardan dolayı mutluluğu hak etmediğini düşünen bir karakterdi. Sonra Tate geldi ve Miles geçmişi ile yüzleşmek zorunda kaldı. Acısı dinmedi sadece hafifledi. Veee MUTLU SON! (Spoiler vermeden bu kadar anlatabildi. :D )

İşte böyle bir kitap. Mutlu sonlardan hoşlanmayan ben pek tatmin olmadım. Beğensem mi beğenmesem mi hala karar verebilmiş değilim Ama Miles'ın geçmişi ile yüzleştiği sayfalarda kitabı tekrar tekrar kapadığım gerçeğini de belirtmem gerek. İçimi ağır bir şey oturdu ve okumama engel oldu. Colleen'ın en iyi başardığı şey bu bence.

Ayrıca Colleen Hoover klişe cümleleri farklılaştırmayı çok seviyor olsa gerek ki hem Umutsuz kitabında hem de Çirkin Aşk kitabımda dikkatimi çeken bazı cümleler oldu.
Yanlış hatırlamıyorsam Umutsuz'da Holder "Seni seviyorum." yerine "Seni yaşıyorum." demişti. Etkileyici. O zaman hoşuma gitmişti.
Çirkin Aşk'ta ise Miles "Sana aşık olmadım, sana uçtum." dedi. Hımm, yorum yok. Ve birde aklımda kalan "Seni ölümüne seviyorum." yerine "Seni yaşamına seviyorum." gibi bir düşüncesini okuduk. Yine yorum yok. Sadece dikkatimi çok fazla çektiği için yazmak istedim.

Bitti. Benden bu kadar. Kendinize iyi bakın. ^^

NOT: Yazıyı düzenlerken fark ettim. Daha önce kapağın niye böyle mavili, sulu, kabarcıklı bir şey olduğunu anlamamıştım ve anlamsız bulmuştum. Artık anladım ve eğer doğru anladıysam bana göre olabilecek en anlamlı kapak olmuş kitap için.

DİPNOT: Bilenler bilir kitabımızın filmi çıkacak. Aklınız varsa fragmanı izlemeyin. Önce fragmanı izleseydim bu kitap şu an kitaplığımda olmazdı.

4/5

20 Eylül 2015 Pazar

Kitap Alışverişi #1 - Neler Aldım? ^^

Merhaba!
 
Bugün son zamanlarda yaptığım kitap alışverişimden bahsetmek istiyorum. Aslında o kadar sorunlu bir alışveriş oldu ki ne yazacağım onu bile bilmiyorum. Neyse... Hadi başlayalım. :)
 
Sanırım 2 ay kadar uzun bir süredir kitap almıyorum. Elimde olan kitapları bitirmek için çok büyük bir uğraş verdim ve okumayı sürekli ertelediğim kitapları okumaya çalıştım. Ne kadar oldu bilmiyorum ama yine de denedim.



Toplamda 8 kitap aldım. Bunların 3'ü Pegasus, 3'ü Dex, 1'i Yabancı ve geri kalan diğeri de Parodi Yayınları'nın kitapları.


 
Pegasus Yayınları'ndan Silber, Her Gün ve yakın zamanda çıkan Bıçak Sırtı kitaplarını aldım.
Silber'ın halini görseniz ağlarsınız ki bu siparişin beni bunalıma sokmasının en büyük nedenlerinden biri bu kitap. Feci dağınık, yırtık ve çizik halde geldi. Çok merak ettiğim bir kitap olmasına rağmen okumayı ertelemeyi düşünüyorum. Belki yenisini almak isteyebilirim.
Her Gün biraz daha iyi durumda. Aşırı merak ettiğim bir diğer kitap. Bir aksilik çıkmadığı sürece bu ay okunacak kitaplarımın arasında kendisi.
Bıçak Sırtı, Mara Dyer serisinin ikinci kitabı. Birkaç yorum okudum ve meraktan çatlamak üzereyim. Yine de bu ay okuyabilir miyim bilmiyorum.

***


Dex Yayınları'ndan Firefight, Beni Yakma ve Cam Şato kitaplarını aldım. Burada hemen bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kitapların hallerini görünce kendimi gülmekten alamadım. Cidden mi? Sayfa kalitesi konusunda bir yayınevi ancak bu kadar düşebilir. Pardon ama okuduğumuz çoğu gazete bile bu kadar kötü değil.
Beni Yakma 400 sayfalık bir kitap. Gördüğümde 200 falan sandım. Elime almaya korkuyorum resmen yırtılacak diye. Yani daha ne diyebilirim ki. İnsan biraz yaptığı işin hakkını vermeli. Hadi kalite artmıyor bari fiyatları ona uygun verin. Acayip sinir oldum yine, geçelim burayı.

***


Gelelim Buz Kapanı ve Lola ve Komşu Çocuk kitabına...
Buz Kapanı Karanlık Zihinler'in devam kitabı. Kitabın alt köşesi ezilmekten bir hal olmuş. Üzücü...
Lola ve Komşu Çocuk okumayı merakla beklediğim bir diğer kitap. Anna and the French Kiss serisinden. Cildi çok sevimli. Aynı zamanda ezilmekten kurtulamamış bir diğer kitap. Bakalım, Anna'yı sevmiştim Lola ile ilişkimiz nasıl olacak en kısa zamanda okuyup öğrenmek istiyorum.
 
***
 
Bu ay aldığım kitaplar bu kadar. Her ne kadar kargoda sorun yaşamış ve kitapların birkaçı da rezil bir halde olsa da en kısa zamanda okunan kitaplarım arasında yerlerini almalarını diliyorum. Benden bu kadar. Hoşça kalın...


17 Eylül 2015 Perşembe

Ne Dinliyorum? | | Caitlin Canty - Still Here


Herkese merhaba!

Geçen günlerde keşfettiğim ve bugünlerde severek dinlediğim bir şarkı. Dinlemenizi kesinlikle öneririm. Sadece bunu yazmak istemiştim. Kısa ve öz. Şarkı kendini anlatıyor zaten. :)

Ayrıca bitirebilirsem eğer Kuşatma ve Fırtına'yı yorumlamak istiyorum. Ve birkaç gün önce yaptığım, beni bunalıma sokup kitap okumama engel olan sorunlu kitap alışverişimden de bir ara bahsetmek istiyorum. Onun dışında Kuşatma ve Fırtına'ya odaklanamadığım için SEP'in Küçük Bir Hayal Kur kitabına başladım ki kitap akıyor. Seviyorum ben bu kadını yahu. Benden bu kadar, iyi geceler...

14 Eylül 2015 Pazartesi

Paris'te Aşk (Anna and the French Kiss #1) - Stephanie Perkins (Yorum)


Herkese yeniden merhaba...

İlk kitap yorumumla karşınızdayım. Hiç vakit kaybetmeden yoruma geçmek istiyorum.

∞ ∞ ∞

Ah Aşk... Ne Seninle Ne de Sensiz...

Bu kitabı okuduğunuz süre boyunca âşık olma hissi bütün benliğinizi saracak...

 

Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlanta’dan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgette’den ve hoşlandığı çocuk Toph’tan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paris’teki Amerikan Okulu’na yazdırılmıştır. Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. Tabii onu Paris’te özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani “ev”ini aramaktadır.

Çok sevdi
ğim bir lisem vardı; artık yok.
Çok sevdi
ğim bir çocuk vardı; artık yok.
Çok sevdi
ğim bir arkadaşım vardı; artık yok.

Artık Paris benim de evim.
Yeni arkada
şlar, yeni aşklar…
Ah a
şk…
Ne seninle ne de sensiz…

Oysa ben imkânsızı de
ğil, gerçek aşkı arıyordum.
Ama a
şk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Paris’te…

∞ ∞ ∞

Kitap ülkemizde 2012 yılında Aranus Yayıncılık’tan “Paris’te Aşk” adıyla yayımlanmış. Ama yayınevi serinin diğer kitaplarını yayımlamamış. Şimdi ise hakları Yabancı Yayınları tarafından alındı ki bu çok çok güzel bir durum. Geçtiğimiz günlerde Lola ve Komşu Çocuk yayımlandı bile. Bende durur muyum hiç, hemen Lola ve Komşu Çocuk kitabını sipariş verdim ve Anna and the French Kiss’i de İngilizce olarak okumaya başladım.

Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm ilk şey karakterlerin ne kadar gerçek olduğuydu. Hani bazı kitaplar vardır, bütün karakterleri kusursuz ya da mükemmele yakındır ve siz onların asla gerçek dünyada olmayacağını bilirsiniz. Ama burada ne Anna ne de Etienne mükemmel değildi ve ben bunu çok sevdim.

Anna, ah Anna… Ona bazen o kadar kızdım ki. Çelişkilerle dolu bir kız. Düzenli olmak konusunda takıntıları var ki ben bu özelliğini sevdim. Basit bir şey gibi gözükebilir ama benim için öyle değil. Ona fazlasıyla ısındım ve verdiği her kararı da desteklediğimi söyleyebilirim. Bir yerde acaba bencilce mi davranıyor diye düşündüğüm olmadı değil ama eminim ben onun yerinde olsaydım aynı şeklide düşünürdüm. Evini de buldu ya daha ne istesin.

Ve Etienne nam-ı diğer St. Clair. Açıkçası ben onu pek sevemedim. Ama benim için gerçek bir karakter miydi? Evet, fazlasıyla öyleydi. Anna sağ olsun saçlarının güzelliği beynime kazınmış durumda. Ama onun dışında boyunun kısalığı, tırnaklarını yiyor olması ve Anna’nın bu konudaki gözlemi çok hoştu.
 
 Kitaptan bazı kesitler içeren çok tatlı bir görsel. (Alıntı)

Diğer karakterlerden bahsetmeden geçmek istemiyorum. Anna’nın arkadaşı Bridgette ve St. Clair’in o çok tatlı(!) sevgilisine tam anlamıyla gıcık oldum. Onlardan bu kadar bahsetmek yeter çünkü isimlerini gördükçe olaylar aklıma geliyor. Toph’un konusunu açmak bile istemiyorum. Ama Mer, Josh ve Rashmi’yi sevdim. Meredith’in duygularını anlayabiliyorum o yüzden onu yargılamak istemiyorum. Rashmi’ye bazı yerlerde kızdım ama sonradan doğal tepkiler verdiğinin farkına vardım. Josh ise çok tatlı bir karakterdi. Sanırım serinin 3. kitabındaki Josh, bu Josh. Kitabın içinde Isla da vardı çünkü. Nasıl bir cümle kurdum tam olarak anlamadım, neyse geçelim burayı.

Tüm bunların dışında söz etmeden geçmek istemeyeceğim bir konu daha var. Paris… Ben öyle Paris aşığı biri değilim. Fransa’nın başkenti olduğundan ve Eyfel Kulesi’nden başka bir şey bilmiyorum açıkçası Paris ile ilgili. Ama yazar kitapta Paris’ten o kadar güzel bahsetmiş ki, tarihi yapıları önemli özellikleri, insanı kendine çekiyor. Yine de bir ülkeye gitmek istesem ilk alternatifim olacak kadar değil.

Kitap hakkında son bir şeyler yazıp bitirmek istiyorum. Ben İngilizce okuduğum için bazı ayrıntıları kaçırmış olabilirim, o konuda çok emin değilim. Ama genel olarak kolay okunan bir kitaptı. Okuyan herkesin keyif alarak okuyacağını düşünüyorum. Zaten kısa ve olaylar da insanı sıkmıyor. Tereddüt edenler varsa hazır Lola da çıkmışken alıp okuyun. Benden bu kadar. Lola'yı okumak için sabırsızlanıyorum.